Ayak Bileği Spor Yaralanmaları
Ayak bileÄŸi, en fazla travmaya maruz kalan eklemlerdendir. Ayak bileÄŸi yaralanmalarının, sadece BirleÅŸik Amerika’da günde 27000 hastada görülmesi bu yaralanmalara olan dikkati çekmeye yetmektedir (1). Ülkemizde kesin istatistiki bilgiler olmamakla beraber, acil travma merkezlerine gelen hastalar arasında ayak bileÄŸi yaralanmaları ön sırada yer almaktadır. Özellikle sporcularda daha sık olarak rastlanır. Spor yaralanmalarının %55-90’ ı alt ekstremitede meydana gelmekte; ayak bileÄŸi, ayak ve diz en sık yaralanan bölgelerdir. Sportif ayak bileÄŸi yaralanmaları, tüm yaralanmaların %10-25’ ini oluÅŸturmakta ve futbol, basketbol, voleybol, atletizm ve kayak sporlarında sık olarak rastlanmaktadır. Ayak bileÄŸi burkulması ise, tüm alt ve üst ekstremitenin sportif lezyonları içinde en sık görülenidir (1, 2, 3, 4, 5). Ayak bileÄŸi yaralanmaları çok sıklıkla görülmesine raÄŸmen, hastaların çoÄŸu ya doktora gitmeden kendi kendilerini tedavi eder ya da kemik patolojinin olmadığı yumuÅŸak doku lezyonları, hekim tarafından yeterli tedavi edilmezler. Yetersiz tedavi gören hastalarda tekrarlayan travmalar sonucu kronik ayak bileÄŸi instabiliteleri ve bunun sonucunda erken dejeneratif artroz meydana gelebilmektedir (6, 7). Bu sebeple ayak bileÄŸinin gerek kemik gerekse yumuÅŸak doku lezyonlarının tedavisi oldukça önem arzetmektedir.Â
Â
Fonksiyonel Anatomi
Ayak bileÄŸi eklemi talusun tibia ve fibula ile eklemleÅŸmesinden oluÅŸur. Tibianın uzantısı olan iç malleol talusa iç destek görevi yapar. Dış tarafta ise, fibula talusun dış kısmıyla eklemleÅŸir ve aÅŸağıya kalkaneusa doÄŸru uzanır. Tibianın en alt kısmı olan plafond, talusun sadece 2/3’ü ile eklem yapar. Talusun anterior kısmı posterior kısmından daha geniÅŸ olup dorsifleksiyonda mortiste kilitlenir. Buna karşın plantar fleksiyonda daha serbest olup travmalara daha fazla maruz kalır. Bunun yanında ayak bileÄŸinin baÄŸları lateral, medial ve syndesmoz kompleksi olmak üzere üç gruptan oluÅŸmaktadır (1, 2, 5). Lateral ligaman kompleksi anterior talofibuler baÄŸ (ATFL), kalkaneofibuler (CFL) ve posterior talofibuler baÄŸ (PTFL) dan oluÅŸmaktadır. Medial ligaman kompleksi ise, deltoid baÄŸdan oluÅŸmakta ve bu bağın yüzeysel ve derin olmak üzere iki komponenti bulunmaktadır. Yüzeyel kısım; tibionaviküler, tibiokalkaneal ve posterior tibiotalar bağı içermektedir. Derin kısım ise; anterior tibiotalar ve posterior tibiotalar baÄŸdan oluÅŸmaktadır. Ayak bileÄŸinin medial kısmı laterale göre daha stabildir ve eversiyon yaralanmalarına karşı daha dayanıklıdır. Syndesmoz ligaman kompleksi ise, anterior inferior tibiofibuler (AITFL) ve posterior inferior tibiofibuler (PITFL) ligamanlar, interosseöz ligaman, interosseöz membran ve transvers tibiofibuler ligaman olmak üzere beÅŸ ayrı komponent içermektedir. Syndesmoz Lauge-Hansen sınıflamasına göre hem supinasyon-eversiyon hem de pronasyon-eversiyon yaralanmasında ilk hasara uÄŸrayan yapıdır.Â
Â
Yaralanma Mekanizması ve Sınıflama
Ayak bileÄŸi ekleminin en az stabil olduÄŸu pozisyon plantar fleksiyondur. Bu nedenle ayak bileÄŸi yaralanmalarının çoÄŸunluÄŸu, plantar fleksiyondaki ayaÄŸa inversiyon kuvvetleri geldiÄŸinde meydana gelmektedir. Bu durumda ATFL ve CFL yaralanması meydana gelir. Ayak bileÄŸinin dorsifleksiyonda iken inversiyon kuvvetlerine maruz kalması sonucu CFL lezyonu oluÅŸur. Dorsifleksiyon ve iç rotasyon kombinasyonu ise, PITFL lezyonu yaratır. Dorsifleksiyon ve dış rotasyon kombine kuvvetlerinde ise AITFL yaralanır. Deltoid ve syndesmoz lezyonları ayak bileÄŸinin dış rotasyon ve eversiyon kuvvetlerine maruz kalması sonucu oluÅŸur (1, 2, 5, 8, 9). Ayak bileÄŸinin inversiyon yaralanmaları grade 1 (hafif), grade 2 (orta) ve grade 3 (ağır) olmak üzere üç grupta deÄŸerlendirilmektedir. Grade 1 baÄŸların gerilmesinden oluÅŸur, yırtık yoktur. Minimal ÅŸiÅŸme ve hassasiyet vardır. Mekanik instabilite yoktur, öne çekmece ve talar tilt testleri negatiftir. Grade 2 yaralanmada parsiyel bir yırtık vardır. Kısmen hareket kaybı bulunur. Hafif-orta derecede öne çekmece testi pozitif olup, talar tilt testi negatiftir. Grade 3 yaralanmada baÄŸların tam yırtığı söz konusudur. Ağır derecede ÅŸiÅŸme, kanama, ve hassasiyet vardır. Öne çekmece ve talar tilt testlerinin her ikisi de pozitiftir. Trevino ise, lateral ligaman yaralanmaları için yumuÅŸak doku yaralanması ile birlikte kemik patolojiyi de içine alan daha ayrıntılı bir sınıflama önermiÅŸtir (1)(Tablo 1).Â
Â

Â
A-Akut YaralanmalarÂ
YumuÅŸak Doku LezyonlarıÂ
a)SprainÂ
Ayak bileÄŸinin en sık yaralanması sprain (burkulma) dir. Ayak bileÄŸi burkulmasının BirleÅŸik Amerika’da günde 27000, İngiltere’de ise 5000 kiÅŸide görüldüğü bildirilmektedir (1, 5, 10). Ülkemizde de travmatoloji acil servislerine baÅŸvurma sebeplerinin başında ayak bileÄŸi burkulmaları gelmektedir. Sprain baÄŸların uzaması veya yırtılması anlamına gelmektedir. İzole ATFL yaralanmaları tüm burkulmaların %60-70’ini oluÅŸturur. Kombine ATFL ve CFL yaralanmaları ise ayak bileÄŸi lezyonlarının %20’sini meydana getirmektedir. İzole CFL veya PTFL, Deltoid, Syndesmoz ve subtalar lezyonların ise ayak bileÄŸi yaralanmalarının kalan %10’luk bölümünü oluÅŸturduÄŸu bildirilmektedir (1, 2, 4, 5, 11, 12, 13).Â
Lateral Ligaman YaralanmalarıÂ
Lateral ligaman kompleksinin anatomik yapısı nedeniyle ayak bileÄŸinin inversiyon yaralanmaları eversiyon yaralanmalarına göre daha sık görülür. İnversiyon yaralanmalarının görülme sıklığı günde 1/ 10000’ dir. İnversiyon yaralanmalarında en sık yırtılan baÄŸ ATFL’dir. İkinci sıklıkla ATFL+CFL kombine yırtığı ve en az sıklıkla PTFL yırtığı görülmektedir (1, 2, 3, 4, 5, 11, 12, 13).Â
Lateral ligaman yaralanmalarını üç evreye ayırmak mümkündür. Evre 1 yaralanmada, ligamanda makroskopik yırtık olmadan gerilme ve uzama olur, ancak eklem stabildir. Evre 2’de makroskopik olarak parsiyel yırtık olmakla beraber az veya orta derecede instabilite bulunur. Evre 3’de ise ligamanın total yırtığı vardır. Bu yaralanma tipine, genellikle peroneal tendonlar ve bazen peroneal sinir lezyonu eÅŸlik eder (1, 4). Evre 1 yaralanmalarda ATFL’da kısmi yırtık olabilir, ancak CFL ve PTFL saÄŸlamdır. Evre 2’de ATFL yırtık, fakat CFL ve PTFL saÄŸlamdır. Evre 3’de büyük bir instabilite görülür. ATFL ve CFL yırtıktır. PTFL da yırtık olabilir. 3+ öne çekmece (5 mm’den fazla öne kayma) vardır ve stres grafisinde bariz talar tilt gözlenir.Â
Fizik muayenede; ayak bileÄŸinin lateral bölümünde ÅŸiÅŸme, ekimoz ve aÄŸrı görülür. Palpasyonla ATFL, CFL hassas ve aÄŸrılı bulunur. Öne çekmece ve talar tilt testleri, ATFL ve CFL’nin yetersizliÄŸini gösterir. Fizik muayenede son nokta hissi de deÄŸerlendirilmelidir. YumuÅŸak son nokta hissi total hasarı, sert son nokta hissi ise parsiyel hasarı gösterir (14, 15). AÄŸrı nedeniyle tam muayene ve deÄŸerlendirmenin yapılamadığı durumlarda, muayene genel anestezi altında yapılmalıdır. Peroneal tendonlar da subluksasyon veya dislokasyon açısından deÄŸerlendirilmelidir. Ayak dorsifleksiyon ve eversiyonda iken hastanın inversiyona direnç gösterememesi peroneal yetmezliÄŸi düşündürür (14, 15). Bu muayene sırasında superficial peroneal sinir ve sural sinir lezyonları da mutlaka dikkate alınmalıdır.Â
Radyolojik deÄŸerlendirmede; her ayak bileÄŸi yaralanmasında mutlaka AP, Lateral ve Mortis grafileri çekilmelidir. YumuÅŸak doku patolojilerine ek olarak; bu üç grafiyle talusun osteokondral kırığı, talusun lateral proçes kırığı, kalkaneus anterior proçes kırığı ve malloeler kırıklar gibi sık görülen kemik patolojiler de görüntülenebilir. Evre III lezyonu olduÄŸundan şüphe edilen hastalarda, stres grafileri kullanılmalıdır. Karlsson öne çekmecede talusun 5-10 mm öne translasyonu veya talar tilt testinde 9°’ nin üzerinde tiltin mekanik instabiliteyi gösterdiÄŸine iÅŸaret etmiÅŸtir (16). Şüphede kalınan durumlarda saÄŸlam ayağın stres grafisi de alınmalıdır. SaÄŸlam ayaÄŸa göre, 3°’den fazla talar tilt ve/veya 3 mm’den fazla öne translasyon kesin mekanik instabilite bulgusudur (4, 5).Â
Sık kullanılmayan diÄŸer radyolojik muayene yöntemleri artrografi ve peroneal tenografidir. Artrografide anteriordan lateral malleole sızma ATFL’nin komple yırtığını veya yetersizliÄŸini gösterir. Artrografi travmadan sonraki ilk 7 günde deÄŸerlidir. Peroneal tenografide ise peroneal tendondan sızma CFL yırtığını gösterir (14). Manyetik Rezonans Görüntüleme, noninvazif olmasından dolayı bu iki tetkikin yerini almıştır. Ancak gerek pahalı olması gerekse akut lezyonlar için pratik olmaması nedeniyle sınırlı olarak kullanılmaktadır.Â
Tedavide; amaç kronik mekanik veya fonksiyonel instabilitenin geliÅŸmesini önlemektir. Evre 2 ve 3.derece lezyonlarda kronik instabilite daha sık geliÅŸtiÄŸinden, lezyonun derecesi saptanmalı ve uygun ÅŸekilde tedavi edilmelidir.Â
Â
Konservatif TedaviÂ
Hastalar günlük aktivitelere veya spora mümkün olan en kısa sürede dönmek istediklerinden ideal bir tedavi protokolü uygulanarak hem dokuyu en iyi ÅŸekilde iyileÅŸtirecek ÅŸekilde korumalı hem de mümkün olduÄŸu kadar güçlendirme ve propriosepsiyon egzersizleriyle erken rehabilitasyona baÅŸlanmalıdır. Fonksiyonel rehabilitasyon 3 fazdan oluÅŸmaktadır (2, 10, 12).Â
Faz 1: Prıce (protection, rest, ice, compression, elevation) koruma, istirahat, buz, elastik bandaj ve yüksekte tutma anlamı taşıyan tedavi protokolüdür. Buz uygulamada daha etkili bir yöntem olarak Cryo-cuff daha sıklıkla kullanılmaktadır. AÄŸrı ve enflamasyonu azaltıcı bir ilaç da tedaviye eklenmelidir. Bu dönem 1-3 hafta sürer. Hasta bir çift koltuk deÄŸneÄŸi ile mobilize edilir ve kas atrofisini önlemek için kontrollü izometrik egzersizler yaptırılır.Â
Faz 2: Yaralanmadan 3 hafta sonraki dönemdir. Azalmış dorsifleksiyon ve peroneal güçsüzlük fonksiyonel instabiliteye yolaçar. Bu dönemde dorsifleksör ve peronealleri germe ve güçlendirme egzersizleri yaptırılır. Evertör ve dorsifleksörleri germe ve güçlendirme egzersizleri izometrik, konsantrik ve eksantrik ÅŸekilde olmalıdır. Dorsifleksiyon normale yaklaşınca ve egzersiz sonunda aÄŸrı ve ÅŸiÅŸlik olmadığında Faz 3’e geçilir.Â
Faz 3: Yaralanmadan 4-8 hafta sonraki dönemdir. Propriosepsiyon egzersizleriyle motor koordinasyonun tekrar kazanılması, fonksiyonel kondisyon ve dayanıklılık çalışmasından ibarettir. Propriosepsiyon hissi, ayak bileÄŸi denge tahtası gibi yardımcı bir cihaz üzerinde kazanılmaya çalışılır. Beraberinde fonksiyonel aktivitelere geçilir. Önce yürümeyle baÅŸlayıp, düz koÅŸuya geçilir, ardından 8 pozisyonda koÅŸma ve zıplamaya geçilerek rehabilitasyon programı tamamlanır.Â
Fonksiyonel rehabilitasyon programı lezyonun ciddiyeti, immobilizasyon süresi ve hastanın rehabilitasyona cevabına göre ortalama 4-8 hafta sürer. Evre 1 ve evre 2 yaralanması olan hastalarda tedavi kesinlikle konservatif olmalıdır. Ancak evre 3 lezyonu olan hastalarda tedavi tartışmalıdır. Genellikle kabul edilen görüş; evre 3 lezyonu olan hastalarda önce konservatif tedavi denenmeli, baÅŸarısız kalınması durumunda cerrahi tedaviye yönelinmesi gerektiÄŸi ÅŸeklindedir. Bununla birlikte profesyonel sporcularda primer cerrahi tedavinin seçilmesi gerektiÄŸini belirten yazarlar da vardır (5, 10, 17). Bunun yanında, kanaatimizce akut evre 3 kombine baÄŸ yaralanmaları ve dislokasyonlarda da cerrahi tedavi yapılmalıdır.Â
Cerrahi TedaviÂ
Kesin cerrahi endikasyon talusta deplase osteokondral kırıklardır. DiÄŸer cerrahi endikasyonlar ise; kronik lateral instabilitesi olan akut alevlenmeli hastalar, CFL yetersizliÄŸine yolaçan büyük avulsiyonlar, ATFL ve CFL’nin birlikte yırtıldığı özellikle profesyonel sporculardır (2, 3, 5, 17).Â
Cerrahi tedavi seçenekleri primer anatomik tamir, sekonder anatomik rekonstrüksiyon ve sekonder nonanatomik rekonstrüksiyonlardır. Akut tamir, genellikle 3. derecede ligaman lezyonu olan profesyonel sporcularda yapılmaktadır. Non-anatomik rekonstrüksiyonlar, en sık peroneus brevis tendonu kullanılarak yapılır. Bunlardan en popüler olanlar; Watson-Jones, Evans ve Chrisman-Snook rekonstrüksiyonlarıdır. Bu yöntemler içinde, hem ATFL hem de CFL ligamanı tamir eden, ayrıca daha az komplikasyonu olan Chrisman-Snook rekonstrüksiyonu daha çok tercih edilmektedir (1, 3, 5, 17, 18, 19, 20).Â
Kronik instabilitelerde yapılan sekonder anatomik rekonstrüksiyon, ilk olarak Bröstrom (21) tarafından tarif edilmiÅŸ, daha sonra Gould (22) tarafından modifiye edilmiÅŸtir. Bu yöntemde yırtık baÄŸlar ya canlandırılıp uç uca dikilir, ya da kemiÄŸe tenodez yapılır. Gould ise, inferior ektensör retinakulumu tamir edilen baÄŸların üzerinden fibulanın ön kenarına dikmek suretiyle hem stabiliteyi arttırmayı hem de subtalar instabiliteyi önlemeyi amaçlamıştır. Anatomik tamirin avantajı normal dokuların (peroneus brevis) feda edilmemiÅŸ olmasıdır. Ayrıca, ayak bileÄŸi ve subtalar eklem biomekaniÄŸini bozacak bir tenodez etkisi yoktur. Bu nedenle inversiyon veya subtalar hareket kısıtlılığı geliÅŸmez (16, 21, 22).Â
Â
Deltoid BaÄŸ YaralanmalarıÂ
Â
Deltoid baÄŸ triangüler ÅŸekilde olup vertikal yüzeysel tabaka ile kısa ve daha horizontal olan derin tabakadan oluÅŸmaktadır. Yüzeysel tabaka; önde tibionaviküler baÄŸ, ortada tibiokalkaneal baÄŸ ve posteriorda yüzeysel tibiotalar bağı içerir. Deltoid bağın horizontal derin tabakası güçlü anterior ve posterior tibiotalar baÄŸlardan oluÅŸur. Ayak bileÄŸi stabilitesinde derin tabakanın yüzeysel tabakadan daha önemli olduÄŸu kabul edilmektedir (5).Â
İzole deltoid ligaman yaralanması çok nadirdir. Akut sprain geçirmiÅŸ 281 hastalık çalışmasında, Bröstrom %3 oranında izole deltoid ligaman yaralanmasına rastladığını bildirmiÅŸtir (21). Genelde izole deltoid ligaman yaralanması yüzeysel tabakayı ilgilendirir. Komplet deltoid baÄŸ yırtığı ise, ayak bileÄŸi kırıklarıyla birlikte görülür. Dış malleol, posterior malleol ve Maisonneuve kırıkları deltoid yırtığıyla birlikte sık görülen kırıklardır.Â
Deltoid baÄŸ yaralanmalarında; ayak bileÄŸinin iç tarafında aÄŸrı, hassasiyet ve ÅŸiÅŸme görülür. Komplet yırtıklarda iç malleolün hemen altında palpe edilebilen bir defekt vardır. Pasif ve aktif hareketler kısıtlanmıştır ve yürüme güçlükle yapılabilir. Radyografik deÄŸerlendirmede, 20° iç rotasyonda çekilen AP ve Lateral grafiler ile valgus stres grafileri faydalıdır. Ayrıca, Maisonneuve kırığı olasılığı nedeniyle, tam crus grafileri de çekilmelidir. AP grafide, mortis tam olarak deÄŸerlendirilmeli; 10°’den fazla valgus tilti ve medial eklem aralığının 5 mm’den fazla geniÅŸlemesi patolojik kabul edilmelidir. Şüpheli deltoid baÄŸ yaralanmalarında artrografi ve MRG tanıyı doÄŸrulamak için kullanılabilir (4, 5).Â
Tedavi
Parsiyel deltoid ligaman yırtıklarında genellikle kabul edilen görüş, konservatif tedavi uygulanmasının daha doÄŸru olacağıdır. Konservatif tedavi akut lateral ligaman yırtıklarında uygulanan protokolden ibarettir. Deltoid ligamanın komplet yırtıklarında, tedavi konusunda tam bir görüş birliÄŸi oluÅŸmamıştır. Harper, deltoid ligamanın konservatif tedaviyle yeterli olarak iyileÅŸtiÄŸini ve herhangi bir instabiliteye rastlamadığını belirtmiÅŸtir (23). Özellikle dış malleol kırıklarıyla birlikte olan ve instabilite bulunan komplet deltoid ligaman yırtıklarında primer tamir düşünülmelidir. Çünkü instabilitesi olan hastalarda ilerde dejeneratif artrit geliÅŸme olasılığı yüksektir. Ayrıca yırtık baÄŸ uçları arasına tibialis posterior tendonu ve hatta nervus tibalisin sıkışabileceÄŸi iddia edilmiÅŸtir (5). Ancak tüm yazarların anlaÅŸtığı ortak nokta, deltoid baÄŸ yırtıklarının tedavisinde ayak bileÄŸi mortisinin anatomik redüksiyonunun saÄŸlanmasıdır.Â
Â

Â
Syndesmoz YaralanmalarÂ
Tibiofibuler syndesmoz tibia ve fibula arasındaki iliÅŸkiyi devam ettiren bir baÄŸ kompleksidir. Bu kompleks anterior ve posterior tibiofibuler baÄŸlar, transvers tibiofibuler ligaman, interosseöz ligaman ve interosseöz membrandan oluÅŸur. Fibula ve syndesmoz baÄŸ kompleksi talusun subluksasyonuna karşı bir destek görevi görür. Ayrıca bu kompleks ayak bileÄŸi fonksiyonunda dinamik bir rol oynar. Ayak ve parmak kaslarının kasılması sırasında fibulanın distale migre olarak mortisi derinleÅŸtirdiÄŸi bilinmektedir. Aynı zamanda interosseöz membranı gerginleÅŸtirerek maksimum yük verme sırasında ayak bileÄŸinin stabilitesini arttırır.Â
Syndesmoz diastazı, syndesmoz baÄŸ kompleksinin parsiyel veya komplet yırtılması sonucu meydana gelir. Ayak bileÄŸi kırığı olmadan izole syndesmoz lezyonu çok nadirdir. Syndesmoz yırtığı sıklıkla dış, iç ve posterior malleol kırıklarıyla birliktedir. Syndesmoz yırtığının sıklığı doÄŸrudan fibula kırığının seviyesi ile iliÅŸkilidir. Ayak bileÄŸi eklem seviyesinin altında Weber A tipi fibula kırıklarında syndesmoz lezyonu çok nadirdir. Syndesmoz seviyesindeki spiral tarzı Weber B tipi fibula kırıklarında syndesmoz yırtığı, vakaların %50’sinde görülür. EÄŸer fibula kırığı syndesmoz seviyesinin yukarısında ise, Weber C tipi bir kırık vardır ve bu vakaların çoÄŸunda Syndesmoz lezyonu bulunur. Lauge-Hansen sınıflamasına göre genellikle yaralanma, deltoid ligaman yırtığı yapan aynı mekanizma ile oluÅŸur; ki bu mekanizmalar supinasyon-eksternal rotasyon, pronasyon-abduksiyon ve pronasyon-dış rotasyondur (2, 5).Â
Kırık olmayan izole syndesmoz lezyonlarında çoÄŸunlukla radyografik sonuçlar normal olduÄŸundan fizik muayene önem taşımaktadır. Syndesmoz yaralanmalarında genellikle anterior syndesmoz bölgesinde palpasyonla aÄŸrı ve hassasiyet vardır. Ekimoz ve ÅŸiÅŸlik de mevcut olabilir. Bunun yanında sıkma testi ve eksternal rotasyon testleri syndesmoz lezyonlarında genellikle pozitiftir. Sıkma testi crus proksimalinde fibulayı tibiaya yaklaÅŸtıracak ÅŸekilde sıkıldığında ayak bileÄŸinde veya syndesmoz üzerinde aÄŸrı hissedilmesidir. Eksternal rotasyon stres testi, tibia bir elle sabit tutulurken diÄŸer elle ayak dış rotasyona zorlanır. Syndesmozda aÄŸrı olması hasarı gösterir. DiÄŸer bir test Cotton tarafından tarif edilen, elle talusun mortiste saÄŸa sola hareket ettirilmesidir. Bu planda 3 mm’den fazla hareket diastaz bulunduÄŸunu gösterir. Bu 3 test de saÄŸlam ayak bileÄŸi ile karşılaÅŸtırılarak deÄŸerlendirilmelidir.Â
Rutin AP, Lateral ve mortis grafileri alınmalı ve diÄŸer kemik patolojileri deÄŸerlendirilmelidir. Mortis grafisinde distal tibiofibuler aralığın 5 mm’den fazla olması, medial eklem aralığının 4 mm’den fazla olması ve saÄŸlam ayaÄŸa göre talar tiltin 3°’den fazla farklı olması syndesmoz baÄŸ kompleksinin yırtık olduÄŸunu gösterir. Bilgisayarlı Tomografi (BT), MRG ve artrografi syndesmoz lezyonları ve talusun kondral kırıklarını göstermede yardımcı yöntemlerdir (2, 5, 13, 17).Â
TedaviÂ
Syndesmoz baÄŸ kompleksinin tam yırtıklarında, fibula kısalabilir ve dış rotasyona uÄŸrayarak eklem uyumsuzluÄŸu ve bunun sonucunda artritik deÄŸiÅŸiklikler meydana gelebilir. Komplet yırtıklarda anterior tibiofibuler baÄŸ sütüre edilir ve tibia ile fibula syndesmoz seviyesinde vida veya serklajla tespit edilir (5). Syndesmoz vidası genellikle tercih edilir ve bu vidayı koyarken ayak bileÄŸi, talusun mortis içinde en geniÅŸ olarak bulunduÄŸu 30° dorsifleksiyonda tutulmalıdır. Vida ekleme paralel ve tibiofibuler bağın 1-2 cm yukarısında olmalıdır. Fibula dış korteksi 1 mm büyük delinerek çektirme yapılmalıdır. Bu tespit vidası konmadan önce diÄŸer kırıkların osteosentezi yapılmalı ve ayak bileÄŸi redükte edilmelidir. Postoperatif bot alçı yapılmalı ve 4-6 hafta tutulmalıdır. Alçı çıktıktan sonra 2 hafta süreyle ROM egzersizleri ve parsiyel yüke izin verilmelidir. Ameliyattan 8-10 hafta sonra sydesmoz vidası çıkarılarak tam yüke geçilmeli ve ayak bileÄŸinin fonksiyonel rehabilitasyonu yoÄŸun olarak uygulanmalıdır.Â
Â
b- Aşil Tendon Rüptürü
AÅŸil tendon yaralanmalarının çoÄŸu akut travma sonrası olur. Plantar fleksiyondaki ayaÄŸa ani dorsifleksiyon kuvvetinin gelmesi sonucu oluÅŸur. Vakaların %25’inde baÅŸlangıçta doÄŸru tanı konamadığı bildirilmektedir. Bunun yanında AÅŸil tendonunun spontan rüptürü de sıklıkla daha önce baldır ve topuk aÄŸrısı olmayan saÄŸlıklı, kuvvetli ve genç yetiÅŸkinlerde karşımıza diÄŸer bir etken olarak çıkmaktadır. Bunların dışında kronik tendinozis özellikle 40-50 yaÅŸ grubunda veya amatör atletlerde aÅŸil tendon yırtığına yolaçabilir. Ayrıca gergin aÅŸil tendonu, gastrocnemius-soleus kompleksinin zayıflığı, konjenital kısa aÅŸil tendonu ve aşırı kullanma aÅŸil tendon yırtığının diÄŸer sebepleri arasındadır. AÅŸil tendon rüptürlerinde dejeneratif ve mekanik teoriler sorumlu tutulmaktadır. Makrotravma veya tekrarlayan mikrotravmalar sonucu tendonda dejenerasyon meydana gelmekte ve sonunda basit bir travma ile veya spontan olarak tendon yırtılmaktadır. İntrensek tendon dejenerasyonu ise; hipovaskülarite, yaÅŸ ve aşırı kullanma gibi sebeplerle tendonda diffüz dejenerasyon olmaktadır. Hipovaskülarizasyon durumunda, tendon mikrotravmalara karşı rejenere olma yeteneÄŸini kaybettiÄŸinden fazla yüklenme durumunda yırtık meydana gelmektedir (2, 5, 6, 24).Â
Yırtıkların yarısından fazlasında voleybol, basketbol ve tenis gibi özellikle sıçrama gerektiren sporlar sorumludur (2, 5, 6, 11). Hastalar ani aÄŸrı, ÅŸiÅŸme ve plantar fleksiyon yapamama ÅŸikayetinde bulunurlar. Ayrıca sıklıkla bir kopma sesi hissettiklerini ifade ederler. Yırtılma genellikle 20 yaşın altında nadirdir ve tendonun kalkaneusa yapışma yerinin 2-6 cm üzerinde oluÅŸur.Â
Fizik muayenede; hastaların parmak ucunda yürüyemedikleri görülür. Thompson testi pozitif olup aynı zamanda ayak bileÄŸi dorsifleksiyonunda artış gözlenir. Hastaların çoÄŸu saÄŸlam kalan parmak fleksör ve peroneal tendonlar ile plantar fleksiyon yapabilir. Parsiyel yırtıklarda ultrasonografi ve Manyetik Rezonans Görüntüleme tanı koymada yardımcıdır.Â
Tedavi
Tedavi konusunda tam bir görüş birliÄŸi yoktur. Genellikle parsiyel yırtıklarda 6-8 hafta alçı ve daha sonra 4-6 hafta koruyucu breys önerilmektedir. Komplet yırtıklarda ise, cerrahi tedavi tercih edilmelidir. Konservatif tedavi ile; morbidite azdır, ancak tendon yeterince güçlenemeyip %40’a varan oranlarda rerüptür olma olasılığı vardır (4, 5, 6, 11, 17, 24 ). Cerrahi tedavi ile tendon daha kuvvetli olur ve rerüptür olasılığı azdır. Bununla birlikte enfeksiyon ve yara problemi %20’e varan oranlarda önemli komplikasyonlar olarak görülmektedir (4, 5, 6, 11). Cerrahi tedavi; primer sütürle tamir, gastrocnemiusun flaple aÅŸağıya çevrilmesi veya plantaris tendonuyla güçlendirme yöntemleriyle yapılabilir. Geç vakalarda ise; fascia lata, peroneus brevis, fleksör dijitorum longus ve fleksör hallucis longus kullanılarak aÅŸil rekonstrüksiyonu yapılır (24).Â
KliniÄŸimizde profesyonel sporcu olmayan parsiyel aÅŸil yırtıkları dışında, taze aÅŸil rüptürleri primer sütürle tamir edilmektedir. Geç vakalarda ise, tamiri güçlendirmek için çeÅŸitli rekonstrüksiyon yöntemleri kullanılmaktadır. Unutulmaması gereken en önemli nokta, cerrahi tedavide hangi yöntem seçilirse seçilsin ameliyat sonrası alçılama yapılmalı ve alçı çıkarıldıktan sonra rehabilitasyon programı uygulanmalı, aktif temas sporlarıyla uÄŸraÅŸan hastaların ortalama 3-4 aydan önce spora dönmesine izin verilmemelidir.Â
Â
c-Anterior Tibial Tendon YaralanmasıÂ
Anterior tendon yırtığı oldukça nadir görülür ve genellikle doÄŸrudan travma sonucu oluÅŸur. Yaralanmaların çoÄŸu açık olarak meydana gelir. Kapalı yaralanmaların nörolojik problemler sonucu, hastanın ayağını kuvvetli dorsifleksiyona getirememesinden meydana geldiÄŸi kabul edilmektedir (2, 5). Genellikle kapalı yırtıklar, 45 yaşın üzerindeki tendon dejenerasyonu olan hastalarda görülür. Yırtık çoÄŸunlukla birÅŸeyin üzerinden atlarken, küçük bir travmaya baÄŸlı ayak bileÄŸinin aşırı plantar fleksiyona gelmesi sonucu meydana gelir.Â
Fizik muayenede; hastanın ayağını everte pozisyonda tuttuÄŸu ve topuk üzerinde yürüdüğünde dorsifleksiyon kaybı olduÄŸu gözlenir. Yırtık uçları arasında palpe edilebilen bir defekt vardır. Geç vakalarda ise, bu bulgu alınamayacağı gibi yırtık uçların etraf dokulara yapışması nedeniyle bir miktar dorsifleksiyon yapılabilir.Â
Tedavi
Açık yaralanmalar ve yırtıkların tedavisi cerrahi olup tendon uç uca dikilir. Kapalı yırtıklar ise, operatif veya konservatif yöntemlerle de tedavi edilebilir. Genellikle yaÅŸlı ve sedanter hayat süren hastalarda nonoperatif tedavi, aktif genç hastalar ve profesyonel sporcularda operatif tedavi tercih edilmelidir.Â
Â
d-Posterior Tibial Tendon Yaralanması
Posterior tibial tendon yırtıklarının dejenerasyon ve travma kombinasyonu sonucu meydana geldiÄŸi kabul edilmektedir. Buna ek olarak, malleol arkasında vaskülarizasyonun oldukça kötü olduÄŸu kritik bölge, yırtıkların en fazla olduÄŸu yer olarak belirtilmektedir. Bazı çalışmalarda avaskülarite ve bunun sonucu meydana gelen dejenerasyonun tendon yırtılmasında en önemli sebep olduÄŸu gösterilmiÅŸtir (2, 4, 5).Â
Fizik muayenede; hastaların çoÄŸunda yırtık tedrici olarak geliÅŸir. Sıklıkla 40 yaşın üzerindeki kadın hastalarda görülür. Tendon boyunca aÄŸrı ve ÅŸiÅŸlik olur. Yürüme sırasında instabilite hissi bulunabilir. En önemli bulgu; topuÄŸun valgus pozisyonu, medial longitudinal arkın kaybı ve ön ayağın abduksiyona kayması (too many toes) ndan oluÅŸan triaddır. Ayrıca hastanın parmak uçlarında yükselmesi istendiÄŸinde, topuÄŸun inversiyon yapamadığı görülür. Radyografide medial arkın düzleÅŸtiÄŸi gözlenir.Â
Tedavi
YaÅŸlı, sistemik hastalığı olan, düşük aktiviteli hastalarda konservatif tedavi tercih edilmelidir. Konservatif tedavi; istirahat, antienflamatuar ilaç, topuÄŸun ve medial arkın desteklenmesi gibi önlemlerden oluÅŸmaktadır. Aktif genç hastalar ve profesyonel sporcularda cerrahi tedavi yapılmalıdır.Â
Â
e-Fleksör Hallucis Longus Tendon Yaralanması
Bu tendon yaralanmaları, genellikle bale dansçıları ve koÅŸucu atletler gibi parmak ucunda yükselmeyi gerektiren ve bu nedenle tekrarlayan mikrotravmalara uÄŸrayan profesyonel sporcularda görülür. Yırtık genellikle, tendonun talus arkasında medial ve lateral tüberkül arasındaki fibro-osseöz tünelden geçtiÄŸi yerde meydana gelir. Komplet yırtık çok nadir görülür (2, 4, 5, 17).Â
Fizik muayenede; özellikle bale dansçlarının mesleÄŸine devam edemedikleri görülür. Ayak bileÄŸinde malleol arkasında palpasyonla ciddi aÄŸrı bulunur. Ayak plantar fleksiyona getirildiÄŸinde baÅŸparmağın fleksiyon yapamadığı gözlenir. BaÅŸparmak aktif plantar fleksiyon veya dorsifleksiyona zorlandığında bir atlama sesiyle birlikte aÄŸrı olur.Â
Tedavi
Tendon kolaylıkla bulunabiliyorsa ve uç uca geliyorsa, el fleksör tendonlarında olduÄŸu gibi primer olarak tamir edilir. Ancak yırtık, özellikle metatars başı seviyesinde ise yapışıklık olabileceÄŸi akılda tutulmalıdır. FHL uç uca getirilemiyorsa tendonun proksimal ucu fleksör brevise dikilir. Ameliyat sonrası alçı yapılır ve 5-6 hafta yükten sakınılır (2, 4).Â
Â
f- Peroneal Subluksayon Ve Dislokasyon
Peroneal tendonlar ayak bileÄŸinin primer lateral stabilizatörüdür. Ayağın güçlü evertörü olmasına karşın plantar fleksiyona katkısı azdır. Tendinit ve subluksasyon en sık peroneal tendon yaralanmaları olup, tendon rüptürü çok nadir görülür. Etyoloji akut travma olup ani ve zorlu supinasyon en sık mekanizmadır. Oldukça nadir olup; genellikle kayak, basketbol, su kayağı, dans ve jimnastik sporlarında görülür. Kuvvetli dorsifleksiyon ve eversiyon ve bunun sonucunda peroneal kontraksiyon sırasında oluÅŸtuÄŸuna inanılmaktadır. BaÅŸlangıçta tanı konamayabilir ve ilk görüldüğünde peroneal tendon subluksasyonu yanlışlıkla ayak bileÄŸi burkulması olarak deÄŸerlendirilebilir ve genellikle ihmal edilir. ÇoÄŸunlukla peroneal retinakulum posterolateral malleolden avulse bir fragmanla beraber yırtılır.Â
Fizik muayenede; dış malleol arkasında kopma hissedilir ve bu ayak bileÄŸi burkulmalarından ayırt edicidir. ÅžiÅŸme ve ekimoz sıklıkla meydana gelir ve kronik hale gelirse, hasta dış malleol üzerinde sürtünme ve ayak bileÄŸi instabilitesinden ÅŸikayet eder (giving way). Radyografi genellikle normaldir. Bazı vakalarda fibula alt uçtan avulse kemik parçası görülebilir. MRG tanıyı doÄŸrulamada yardımcıdır (2, 5, 11). Tedavi edilmezse kronik rekürren subluksasyon ve stenozan tenosinovit geliÅŸir. Bunun sonucunda yürüme güçlüğü ortaya çıkar (11).Â
Tedavi
Tendonların oldukça stabil olduÄŸu, ayak bileÄŸini plantar fleksiyonda immobilize eden alçı yapılır. Ancak pekçok yazar peroneal tendon subluksasyonunda konservatif tedavinin yerinin olmadığına inanmaktadır (2, 5, 11, 17). Akut tedavi sonrası baÅŸarısız kalınan hastalarda cerrahi tedavi uygulanır. Rekürren peroneal tendon subluksasyonunda tedavi, peroneal tendonları peroneal olukta tutmaktan ibarettir. Birçok teknik vardır. Bunlardan bazıları: 1) Kalkaneofibuler baÄŸ ile rekonstrüksiyon, 2) AÅŸil tendonu ile rekonstrüksiyon, 3) Kemik oluÄŸun rekonstrüksiyonu.Â
Tendon rüptüründe, primer cerrahi tedavi tercih edilmelidir. Bu yapılmadığında; invertör grubun aşırı çekmesi nedeniyle, ayak bileÄŸinde instabilite ve bunun sonucunda yürüme bozukluÄŸu meydana gelir.Â
Â
2) Kemik YaralanmalarÂ
Ayak Bileği Eklem Kırıkları
Ayak bileÄŸi eklemi kırıkları çok sık rastlanan kırıklardandır. YaÅŸlı ve daha aktif insan tipinin artmasından dolayı, son 3 dekatta ayak bileÄŸi kırıklarının daha sıklıkla meydana geldiÄŸi gözlenmiÅŸtir. Tedavide amaç, uzun dönem boyunca ayak bileÄŸinin maksimum fonksiyonlarının saÄŸlanmasıdır. Bunun için de tedaviyle, stabil ve uyumlu bir eklem yapısına ulaşılmalıdır.Â
Ayak bileÄŸinin kırıklarında, fizik muayenede spesifik özelllikler yoktur. Deformite, instabilite, patolojik hareket, lokalize hassasiyet, ÅŸiÅŸlik ve yük vermede zorluk gibi genel kırık bulguları bulunur. Muayenede dikkat edilecek en önemli özellik, kırıkla beraber bulunan yumuÅŸak doku patolojisinin atlanmasıdır.Â
Ayak bileÄŸi kırıklarının tedavisi öncesi, kırığın tam olarak deÄŸerlendirilmesi ve uygun sınıflaması tedaviye yön verecektir. Ayak bileÄŸi kırıklarının sınıflamasında AO/Weber ve Lauge-Hansen olmak üzere iki sınıflama kullanılmaktadır (8, 9). AO/Weber oldukça basit ve kullanımı kolay olmakla beraber, patolojiyi açıklama bakımından yetersiz kalmaktadır. Lauge-Hansen sınıflaması ise oldukça kompleks olup, patolojiyi net olarak ortaya koymaktadır. Ancak kullanımı biraz zordur. Bu sınıflamada, her bir kırık yaralanmanın ÅŸiddetine göre alt gruplara bölünmüştür. Yaralanmanın baÅŸladığı andaki ayağın pozisyonu kırığın tipini belirlemede anahtar faktördür. Bu sınıflamayı kullanarak tedavinin ÅŸekline karar vermek daha kolay ve doÄŸrudur (4).Â
İyi bir radiografik deÄŸerlendirme için, ayak bileÄŸinin AP, lateral ve mortis grafisi (bacak 15°-20° iç rotasyonda) alınmalıdır. Syndesmoz lezyonundan şüphe ediliyorsa, fibulanın tamamı görüntülenmelidir. Bu grafilerde; talar tilt, talokrural açı ve medial eklem aralığı gibi parametreler belirlenir.Â
İzole Lateral Malleol Kırıkları
Genellikle medial yaralanma ile bereber olduÄŸunda cerrahi tedavi endikasyonu vardır. Syndesmoz lezyonu yoksa, tedavi yine konservatif olmalıdır. Pekçok çalışmada, dış malleolün izole stage II supination-eksternal rotasyon (SE-II) kırıklarında nonoperatif tedaviyle %95 baÅŸarı bildirilmiÅŸtir (4, 8, 9). Dış malleolde 2 mm’den fazla lateral veya posterior deplasmanın olmadığı durumda, ayak bileÄŸi fonksiyonlarının bozulmadığı kabul edilmektedir (4). Nonoperatif tedavi, 6 hafta alçılama veya breys ile ardından yoÄŸun rehabilitasyondan oluÅŸmaktadır.Â
Bimalleoler Kırıklar
Bimalleoler ayak bileÄŸi kırıkları veya dış malleol ve deltoid yaralanması durumlarında ayak bileÄŸinde büyük bir instabilite bulunur. Bu yaralanmalar, kesin cerrahi müdahale ve ayak bileÄŸi ekleminin restorasyonunu gerektirirler. Dış malleoldeki kırıkların çoÄŸu eksternal rotasyon sonucu oluÅŸur ve syndesmoz seviyesindedir (Weber B). Syndesmoz seviyesinin üzerindeki (Weber C) kırıklar, eksternal rotasyon veya abduksiyon kuvvetleri sonucu oluÅŸur ve syndesmoz veya medial yaralanma ile birliktedir. İki parçalı kırıklarda gergi-band, vida, Rush veya Steinman ya da ANK çivileri ile ostesentez yapılabilir. Parçalı kırıklarda ise semitübüler plaklar kullanılır. Syndesmoz lezyonunun olduÄŸu vakalarda, syndezmoz tamiri ile birlikte transfiksasyon vidası kullanılır. İç malleol kırıkları genellikle transvers ve iki parçalı olarak rastlanmaktadır. İç malleol kırıklarının tedavisinde; gergi-band, vida ve K.teli gibi yöntemler kullanılmaktadır (8, 9).Â
İzole İç Malleol Kırığı
Medial eklem aralığının 2 mm’den fazla olduÄŸu, eklemde basamaklanma olduÄŸu ve büyük deplase fragman bulunduÄŸu vakalarda cerrahi tedavi tercih edilmelidir. Açık redüksiyon sonrası osteosentez gergi-band tekniÄŸi veya vida ile yapılabilir (8, 9).Â
Açık Kırıklar
Ayak bileÄŸinin açık kırıklarında tedavi prensipleri, ekstremitenin herhangi bir yerindeki genel açık kırık tedavisi gibi baÅŸlamaktadır. Bunlar yara debridmanı ve irrigasyon, atelleme, antibiyotik ve tetanoz proflaksisinden oluÅŸmaktadır. Bundan sonra yaranın durumuna göre, primer veya sekonder giriÅŸimlerle kapatılması söz konusudur.Â
İkinci aÅŸamada kırığın durumu deÄŸerlendirilmeli ve hangi tipte osteosentez yapılacağına karar verilmelidir. Crush tipi yaralanma veya pilon kırığı varsa internal tespit yapılamayabilir. Bu tip kırıklarda eksternal tespit yapılmalıdır. Ancak iyi yara bakımı ve primer kapatılmış bir açık kırık varsa, internal tespit de yapılabilir (8, 9).Â
Pilon KırıklarıÂ
Ayak bileÄŸinin tedavisi en zor kırık tipi olup ayak bileÄŸi ile distal tibia metafizinin kombinasyonundan oluÅŸmaktadır. Genellikle eklemi de ilgilendiren kırıklardır. Bu kırıkların tedavisinde amaç; eklemin anatomik redüksiyonu, stabil tespit, erken hareket ve iyi rehabilitasyonla fonksiyonların olabildiÄŸince geri kazanılmasıdır.Â
İyi bir deÄŸerlendirme için dikkatli bir fizik muayene yapılmalı, standart üçlü grafiye ek olarak 45° dış rotasyonda çekilmiÅŸ ayak bileÄŸi grafisi de alınmalıdır. BT ve 3-Boyutlu BT ile eklem çok iyi deÄŸerlendirilmelidir (8, 9).Â
Tedavide, kırığın durumuna göre farklı yöntemler uygulanabilir. Nondeplase kırıklar ve yaÅŸlı hastalarda kapalı redüksiyon+alçı yapılabilir. Cerrahi müdahaleye kadar, kalkaneal traksiyonun ligamentotaksis etkisinden yararlanarak ayak bileÄŸinin dizilimi saÄŸlanabilir ve korunabilir. Aynı etkiden yararlanarak eksternal fiksatörle osteosentez yapılabilir. Ancak bu yöntem açık kırıklar ve çok parçalı kırıklar dışında fazla tercih edilmemektedir.Â
Eklemin anatomik tamirini saÄŸlaması, erken hareket ve rehabilitasyona izin vermesi ve hastanede yatış süresini kısaltması bakımından açık redüksiyon ve internal tespit en iyi yöntemdir. En iyi ameliyat zamanı, kalkaneal traksiyon sonrası ödemin azaldığı dönemdir. Ameliyat sırasında Ruedi tarafından tarif edilen dört önemli adım vardır. Birincisi fibulanın redüksiyonunun saÄŸlanması ve stabilize edilmesidir. Bu adım uzunluÄŸu saÄŸlar ve bundan sonraki adımlara referans oluÅŸturur. Daha sonra tibia eklem yüzünün traksiyonla indirek olarak redüksiyonu saÄŸlanır. Tibianın eklem yüzü anatomik olarak restore edilir. Geçici olarak K.teliyle osteosentez yapılıp, radyografi ile eklemin durumu ve osteosentezin yeterliliÄŸi kontrol edilir. Genellikle osteosentez için buttres plağı kullanılır. Kırığın durumuna göre, çökmeyi önlemek için kemik grefti kullanılabilir. Rekonstrüksiyonun yapılamayacağı veya anatomik redüksiyonun saÄŸlanamadığı vakalarda primer artrodez tercih edilebilir.Â
Ameliyat sonrası atel yapılır ve ekstremite elevasyona alınır. Ameliyat sonrası 1.hafta içinde ayak bileÄŸi egzersizlerine baÅŸlanır. Tam yüke genellikle 3. aydan sonra izin verilir. Â
Â
B-Kronik LezyonlarÂ
Ayak BileÄŸi Kronik Lateral İnstabilitesiÂ
Acil ortopedi ve travmatoloji pokliniklerine gelen hastalar arasında, ayak bileÄŸi yaralanmaları ilk sıralarda yer almaktadır. Ancak sık karşılaşılan yaralanmalar olmakla beraber, hastaların çoÄŸu ya doktora gitmeden kendi kendilerini tedavi ederler ya da özellikle radyografide kemik patolojinin bulunmadığı yumuÅŸak doku yaralanmaları yetersiz olarak tedavi edilirler. Ayak bileÄŸi yaralanmaları, her zaman basit yaralanmalar olmayıp hastaların yaklaşık %20-40’ında kalıcı semptomlara yol açmaktadır. Yetersiz tedavi gören hastalarda tekrarlayan travmalar sonucu kronik ayak bileÄŸi instabilitesi ve bunun sonucunda erken dejeneratif artroz meydana gelebilmektedir (1, 5, 10). Kronik ayak bileÄŸi instabilitesine yol açan sebeplerin başında ayak bileÄŸi lateral baÄŸ yetmezliÄŸi gelmektedir. Bunun yanında subtalar instabilite, syndesmoz yaralanmaları, tibiofibuler sinostoz, medial instabilite, sinus tarsi sendromu diÄŸer sebepler arasında sayılabilir.Â
Kronik lateral ayak bileÄŸi instabilitesinde kalıcı aÄŸrı ve instabilite hissinin önemli sebeplerinden birisi peroneal zayıflıktır. Åžikayetlerin devam etmesinin aÄŸrıdan mı, instabiliteden mi olduÄŸunu belirlemeye çalışırken yetersiz rehabilitasyon mutlaka gözönüne alınmalıdır. Kronik lateral ayak bileÄŸi instabilitesi mekanik veya fonksiyonel olabilir. Ya da mekanik, fonksiyonel ve nöromüsküler defekt kombinasyonu söz konusu olabilir. Etyolojide lateral ligaman yaralanması, proprioseptif defekt, peroneal zayıflık ve subtalar instabilite bulunmaktadır. Tekrarlayan burkulmalar fonksiyonel instabiliteyi mekanik instabiliteye çevirebilir. İyi bir rehabilitasyonla mekanik ve fonksiyonel instabilite tolere edilebilir, ancak aÄŸrılı eklem içi uyaranlara baÄŸlı olarak ortaya çıkan giving-way epizodları ortadan kalkmaz (2, 4, 12, 13).Â
Renström kronik ayak bileÄŸi instabilitelerini ikiye ayırmıştır (5, 12).Â
Mekanik İnstabilite: Öne çekmece ve talar tilt testleriyle belirlenen ve ayak bileÄŸinin fizyolojik sınırlarını aÅŸan hareketleriyle karakterizedir. 10 mm’den fazla öne çekmece (veya saÄŸlam tarafa göre 3 mm’den fazla farklılık) ve 9 dereceden fazla talar tilt (veya saÄŸlam tarafa göre 3°’den fazla farklılık) patolojik olarak kabul edilir.Â
Fonksiyonel İnstabilite: Ayak bileÄŸi inversiyon yaralanmasından sonra görülen ve giving way (boÅŸalma) ile karakterize olup lateral ligaman yetersizliÄŸi sonucu ortaya çıkan kronik sakatlık durumudur. Yapılan çalışmalarda hastaların büyük bir kısmında tekrarlayan burkulmalar olduÄŸu görülmüştür. Patogenez ve semptomlar arasında tam bir iliÅŸki kurulamamıştır. Ancak fonksiyonel instabilitenin ayak bileÄŸi ekleminde proprioseptif reseptör duyarsızlığı sonucu motor koordinasyonun bozulmasına baÄŸlı olarak ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Kronik lateral ayak bileÄŸi instabilitesi olan hastaların yaklaşık %60-70’nde ATFL, %25-40’nda ATFL+CFL kombine ve nadiren izole PTFL yırtığı görülmektedir.Â
Fizik muayene: Kronik lateral ayak bileÄŸi instabilitesi olan hastaların çoÄŸunun anamnezinde geçirilmiÅŸ ayak bileÄŸi inversiyon yaralanması ve yetersiz tedavi söz konusudur. Kronik lateral instabiliteyle ilgili genel ÅŸikayetler aÄŸrı, ÅŸiÅŸme, boÅŸalma hissi ve tekrarlayan burkulmalardır. Bazı hastalar sertlikten ÅŸikayet ederler. Birçok hasta engebeli zeminde yürürken veya merdiven inerken burkulma anamnezi verir. Tekrarlayan burkulmalarda ÅŸiddetli aÄŸrı, ÅŸiÅŸlik ve ekimoz görülür.Â
Peroneal zayıflık ve bunun sonucu fonksiyonel instabilite vardır. Fonksiyonel instabilitesi olan hastalar boÅŸalmadan ÅŸikayet ederler. Mekanik instabilitesi olan hastalarda öne çekmece testinin pozitif olması öncelikle ATFL yırtığını, talar tilt ve inversiyon stres testinin pozitifliÄŸi de CFL yırtığını gösterir. Bu testleri Telos cihazıyla daha objektif olarak da yapmak mümkündür. Fizik muayene ile birlikte artrografi, peroneal tenografi, tomografi, sintigrafi, MRG ve artroskopi tanıyı doÄŸrulamada kullanılabilecek diÄŸer tetkiklerdir (1, 2, 12, 13, 14, 17, 19).Â
TedaviÂ
Ayak bileÄŸi dış destekleri (tape, brace) ayak bileÄŸi instabilitelerinin tedavisinde önemli bir rol oynamaktadır. Yapılan çalışmalarda tape ve brace’lerin ayak bileÄŸi burkulmalarını büyük ölçüde önlediÄŸi gösterilmiÅŸtir (1, 2, 5, 12). Buna karşılık yapışkanlı tape’ler özelliÄŸini oyunun 10.dakikasından sonra kaybeder. Bazı yazarlar ise topuk destekli ayakkabı ve ÅŸeritli dış desteklerin burkulmaları önlemede daha etkili olduÄŸunu belirtmiÅŸtir. Bununla beraber tüm yazarların anlaÅŸtığı ortak nokta; evertör kaslar gevÅŸek olduÄŸunda, evertör kaslar aktiveymiÅŸ gibi inversiyona maksimum direnci gösterecek ÅŸekilde ayak bileÄŸi tape ve brace’lerinin kullanılmasını önermeleridir.Â
Fonksiyonel Tedavide; pasif fizik tedavi ajanları erken rehabilitasyon döneminde iyileÅŸmeyi hızlandırmak için önerilmektedir. Bununla ilgili olarak en sık ultrason, alternatif banyolar, kısa dalga diatermi, dinamik ve inteferans akımlar ve elektrogalvanik akımlar kullanılmaktadır.Â
Fonksiyonel tedavide rehabilitasyonun ikinci aÅŸaması, ayak bileÄŸi denge tahtası ve eÄŸimli levha ile kas güçlendirme ve proprioseptif egzersizlerdir. Peroneal ve aÅŸil germe-güçlendirme ve proprioseptif eÄŸitim egzersizleri rehabilitasyon programının önemli komponentini oluÅŸturur. Maksimum yarar için en az 10 haftalık rehabilitasyon önerilir. Literatürde fonksiyonel rehabilitasyona iliÅŸkin sonuçlara pek rastlamadık (1, 2, 5, 12, 13, 17). Genellikle bu hastaların çoÄŸu cerrahi tedaviye gitmektedir. Ancak en azından cerrahi tedavi öncesi fonksiyonel rehabilitasyonun deÄŸeri gözardı edilemez.Â
Cerrahi Tedavi; Kesin cerrahi endikasyon, konservatif tedavinin baÅŸarısız olduÄŸu ve hem fonksiyonel hem de mekanik instabilitenin bulunduÄŸu hastalar için verilmelidir (1, 2, 5, 10, 12, 13, 14, 15, 19). Aslında hastalar tekrarlayan giving way hecmeleri ve bunun yarattığı aÄŸrı, ÅŸiÅŸlik ve günlük iÅŸlerini yapamama gibi sorunlarla karşılaÅŸmak istemediklerini ifade ederler. Bu nedenle cerrahi endikasyon kararı verirken pozitif stres testler, MRG, BT ve Sintigrafi önemli olmakla beraber hastanın anamnezi ve klinik muayene bulguları daha deÄŸerlidir (4, 12, 13). Bunun yanında 3.derece yırtığı olan profesyonel sporcularda rehabilitasyonla vakit geçirmeden doÄŸrudan cerrahi tedavi yapılmalıdır (19). Kronik lateral ayak bileÄŸi instabilitesi olan hastalarda sabit topuk varusu varsa, bu durum rekonstrüktif ameliyat öncesinde veya aynı seansta valgus osteotomisiyle düzeltilmelidir.Â
Kronik lateral ayak bileÄŸi instabilitelerinin tedavisinde cerrahi yöntemler iki grupta toplanmaktadır:Â
a) Anatomik Olmayan Rekonstrüksiyonlar: Bu yöntemlerde öncelikle peroneus brevisin bir kısmı veya tamamı kesilerek kullanılır. Evans, Watson-Jones ve Chrisman-Snook yöntemleri lateral ligaman rekonstrüksiyonunda en popüler tekniklerdir (1, 4, 13, 20, 25, 26, 27).Â
Evans yönteminde peroneus brevis tendonu split kesilerek fibula alt uçtaki tünelden geçirilip kendi üzerine dikilir. Evans tekniÄŸi ne ATFL ne de CFL’i tamir eder. Bu nedenle ayak bileÄŸi plantar fleksiyonda iken talusun öne sublukse olması engellenemez. Bu nedenle günümüzde pek kullanılmamaktadır (1, 26).Â
Watson-Jones yönteminde peroneus brevis tendonu kesilip fibula alt ucunda açılan tünelden arkadan öne geçirildikten sonra talus boynunda açılan diÄŸer bir tünelden alınıp geriye çevrilip fibula alt uçta açılan ikinci tünelden geçirilerek tendon kendi üzerine dikilir. Bu teknikte sadece ATFL tamir edilmiÅŸ olur. Bu yöntemin uzun dönem sonuçlarında dorsifleksiyon ve inversiyon kısıtlılığı, reziduel instabilite ve pozitif öne çekmece bulgusu sık rastlanan komplikasyonlardır (1, 27).Â
Chrisman-Snook yönteminde peroneus brevis tendonu split olarak kullanılıp hem ATFL hem de CFL tamir edilir. Bu yöntemde hastaların %95’nde stabilitenin saÄŸlandığı ve %90 oranında çok iyi ve iyi sonuç alındığı belirtilmektedir (1). Bu yöntemde nöroma, dorsifleksiyon ve inversiyon kısıtlılığı sık karşılaşılan komplikasyonlardır (2, 4, 13, 18, 25). Snook ve ark.nın yaptığı ve ortalama takip süresi 10 yıl olan 48 hastalık çalışmanın sonucuna göre, bu yöntemle %98 çok iyi ve iyi sonuç alındığı belirtilmekte, orta ve kötü sonuç alınan hastaların tekrarlayan travmalara maruz kaldığı ifade edilmektedir. Ayrıca 14 hastada sural sinir zedelenmesine baÄŸlı uyuÅŸukluk, 2 hastada 10°’den az dorsifleksiyon ve 20°’den az inversiyon kısıtlılığı komplikasyon olarak verilmektedir. Bu verilere göre, yazarlar iyileÅŸmemiÅŸ veya tedavisi ihmal edilmiÅŸ lateral ligaman yırtığından dolayı ayak bileÄŸi instabilitesi olan hastalarda uzun dönemde Chrisman-Snook ameliyatının çok iyi sonuçlar verdiÄŸi sonucuna varmışlardır (25).Â
b) Anatomik Rekonstrüksiyonlar: İlk olarak Bröstrom tarafından tarif edilen bu yöntemde yırtılmış olan ATFL ve CFL’ın uçları canlandırılıp uç uca dikilmek veya kemiÄŸe tenodez suretiyle tamir yapılır (7, 18, 21). Ancak Bröstromun orijinal tekniÄŸinde CFL tamir edilmemekte ve subtalar instabilite devam etmektedir (1, 5, 13, 18, 19). Bu nedenle Gould inferior ekstansör retinakulumu, tamir edilmiÅŸ olan baÄŸların üzerinden fibula ön kenarına dikerek bu yöntemi modifiye etmiÅŸtir (22). Bu modifikasyonun üç avantajı vardır: 1) Anatomik tamir güçlendirilmekte, 2) Tekrarlayan travmalara sebep olan aşırı inversiyon kısıtlanmakta, 3) Üçüncü derece instabilitelerde daima bulunan subtalar instabilite düzeltilmektedir.Â
Anatomik rekonstrüksiyonun önemli bir avantajı normal dokunun feda edilmemesidir. Lateral ligamanın anatomik tamiri, ayak bileÄŸi eklemi ve subtalar eklem biomekaniÄŸini deÄŸiÅŸtirecek bir tenodez etkisi yaratmaması önemli bir diÄŸer avantajdır. Bununla birlikte, küçük kozmetik bir insizyon kullanılır, sural sinir risk altında deÄŸildir, peroneal tendon feda edilmez, ayak bileÄŸi ve subtalar eklemde hareket tamdır. Bu sebeplerden dolayı peroneal fonksiyonun bozulmadığı ve hareketin tam olduÄŸu stabil bir ayak bileÄŸine ihtiyacı olan atletizm, bale, jimnastik ve buz hokeyi gibi profesyonel sporcularda anatomik tamir idealdir (1, 12, 13, 16, 18, 19).Â
Javors konservatif tedaviye cevap vermemiÅŸ 15 kronik lateral lateral ayak bileÄŸi instabilitesi olan hastaya Bröstrom yöntemi uygulamış ve 13 hastada çok iyi sonuç aldığını belirtmiÅŸtir (7). Anatomik tamirle en büyük seri Karlsson ve ark.na aittir (16). 152 ayak bileÄŸi ameliyat sonrası ortalama 6 yıl takip edilmiÅŸ ve %87 çok iyi ve iyi sonuç alınmıştır. Sporla uÄŸraÅŸan 140 hastadan 120’si tekrar spora dönebilmiÅŸ ve zaman içinde kötüleÅŸme görülmemiÅŸtir. Orta ve kötü sonuç alınan 20 hastanın onaltısında 3 ortak bulguya rastlanmıştır: 1) Yaygın eklem hipermobilitesi ve osteoartroz, 2) Ameliyat öncesi 10 yıllık instabilite anamnezi ve 3) Sadece ATFL rekonstrüksiyonu (16, 19).Â
Henrikus ve ark. tarafından 40 hastanın 42 ayak bileÄŸinden, 21 tanesine Chrisman-Snook, kalan 21’ne ise mod.Bröstrom ameliyatı yapılmış ve bu hastaların ortalama 29 aylık takip sonucuna göre; Sefton kriterlerine dayanarak her iki grupta da %80 çok iyi ve iyi sonuç alındığı, ancak mod.Bröstrom ameliyatı yapılan hastaların daha fazla tatmin olduÄŸu belirtilmiÅŸtir (18). Ayrıca Chrisman-Snook ameliyatı yapılan hastalarda; inversiyon ve subtalar hareket kısıtlılığı, geç yara iyileÅŸmesi, enfeksiyon ve sinir yaralanması gibi komplikasyonlara daha sık rastlandığı belirtilmektedir. Bu nedenle; her iki yöntemin de kronik lateral ayak bileÄŸi instabilitesini iyi düzelttiÄŸi, bununla beraber anatomik tamirin daha basit ve daha az komplikasyonlu bir yöntem olması nedeniyle Chrisman-Snook ameliyatına göre daha üstün olduÄŸu sonucuna varılmıştır (18).Â
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı’nda 18 hastanın 19 ayak bileÄŸine Bröstrom ameliyatı yapılmıştır. YaÅŸ ortalaması 27 (14-32) yıl olan hastalarımızın 33 (9-52) aylık takip sonuçlarına göre; Sefton kriterleriyle %82 çok iyi ve iyi, %18 orta ve kötü sonuç alınmıştır.Â
Â
Sinüs Tarsi SendromuÂ
Sinüs tarsi sendromu; ayak bileÄŸinin giving way ve instabilite hissiyle beraber sinüs tarsi üzerinde dışa doÄŸru açılma, lokal hassasiyet ve aÄŸrı olmasıdır. Hastaların yaklaşık %70’nde ayak bileÄŸinin inversiyon travması vardır. Kalkaneofibuler ligaman yırtıksa, sinusta yeralan interosseöz ligaman da yırtık olabilir. Birçok vakada, küçük bir rahatsızlıkla ligamanlar süratle iyileÅŸir. Buna karşılık sinüs tarsi bölgesindeki synovyal dokuda sinovit meydana gelebilir. Sinüs tarsi sendromunun klinik muayenesinde 4 önemli özellik vardır (5, 8, 12, 13, 17).Â
Ayağın dış kısmında sinüs tarsinin açılmasıyla beraber palpasyonla artan aÄŸrı vardır. AÄŸrı yürüme, özellikle engebeli arazideki yürüme sırasında ve ayağın supinasyon-adduksiyon hareketleriyle ÅŸiddetlenir, dinlenme ve topuÄŸu pronasyon veya valgus pozisyonda tutan bandajla azalır, hatta tamamen kaybolabilir.Â
Engebeli zeminde arka ayakta instabilite hissi vardır.Â
Sinüs tarsi bölgesine birkaç ml lokal anestezik veya kortizon enjeksiyonu birkaç saatliÄŸine aÄŸrıyı ve instabilite hissini ortadan kaldırır.Â
Rutin klinik ve radyolojik stres muayeneleri ayak bileÄŸi instabilitesiyle ilgili bilgi vermez. Standart AP ve lateral grafiler normaldir.Â
Bunun yanında klinik muayeneye yardımcı olarak subtalar artrografi kullanılabilir. Günümüzde BT ve MRG en iyi tanı aracıdır. Bununla birlikte ayırıcı tanıda; talus domunun osteokondral kırıkları, ayak bileÄŸi fonksiyonel ve mekanik instabiliteleri, peroneal tendon hastalıkları, derin veya superfisyal peroneal sinir tuzakları, subtalar instabilite, ayak bileÄŸi meniskoid lezyonu ve anterior tibiotalar impingement göz önünde bulundurulmalıdır (5, 12).Â
TedaviÂ
Birçok hastada sinüs tarsi bölgesine birkaç kez lokal anestezik ve kortizon enjeksiyonuyla aÄŸrı ve rahatsızlık azaltılabilir veya tamamen ortadan kalkabilir. Genellikle haftada bir kez olmak üzere 5-6 enjeksiyon önerilir. Hastaların yaklaşık 2/3’ü bu tedaviye iyi yanıt verir. Peroneal ve aÅŸil tendonlarının güçlendirme egzersizleri iyileÅŸtirmeyi hızlandırmak için yapılmalıdır. Özellikle genç hastalar ve profesyonel sporcularda, nöromüsküler ve proprioseptif egzersiz eÄŸitimleri önem taşımaktadır.Â
Konservatif tedavi baÅŸarısız olursa, sinüs tarsinin lateral yarısının cerrahi eksizyonu iyi sonuç verir. Eksizyon sırasında sinüsten giren ve talusun kanlanmasını saÄŸlayan arterlerine dikkat etmek gerekir. Postoperatif 3-4 haftalık bot alçı yapılır. Konservatif tedaviye cevap vermeyen hastaların %90’nda bu cerrahi tedavi baÅŸarılı olur. Çok ÅŸiddetli rahatsızlık yaratan geç sinüs tarsi sendromlu hastalarda triple veya subtalar artrodez yapılabilir (5, 8, 12, 17).Â
Subtalar Burkulma ve İnstabiliteÂ
Subtalar eklem, sinus tarsi ve tarsal kanal tarafından ön ve arka olmak üzere ikiye ayrıldığı talokalkaneal ve talokalkaneonaviküler eklemden oluÅŸur. Subtalar stabiliteyi özellikle kalkaneofibuler baÄŸ, talokalkaneal interosseöz baÄŸ ve servikal baÄŸ saÄŸlar. TopuÄŸun progresif inversiyona uÄŸraması sırasında önce kalkaneofibuler baÄŸ, sonra servikal baÄŸ ve en son olarak interosseöz talokalkaneal baÄŸ yırtılır. Talokalkaneal baÄŸ tek başına yırtılmaz. Sıklığı pek bilinmemekle beraber, genellikle ayak bileÄŸi lateral ligaman yaralanmasıyla birlikte olduÄŸu kabul edilir. Subtalar instabilitenin, ayak bileÄŸi instabilitelerinin %10’nda bulunduÄŸu kabul edilmektedir (5, 13, 17, 28).Â
Kronik subtalar instabilitesi olan hastalar genellikle aktivite sırasında giving way tarif ederler ve tekrarlayan burkulma anamneziyle birlikte aÄŸrı, ÅŸiÅŸme ve sertlik bulunur. Özellikle engebeli arazide instabilite hissi vardır. Subtalar ve tibiotalar instabilite benzerlik taşıdığından tekrarlayan ayak bileÄŸi burkulmasıyla gelen hastalar subtalar instabilite yönünden dikkatli deÄŸerlendirilmelidir. Subtalar eklem üzerinde palpasyonla hassasiyet subtalar ligamanın tutulduÄŸunu düşündürür, ancak klinik deÄŸerlendirme güç ve güvensizdir. Klinik olarak subtalar eklem spraininden şüphe ediliyorsa; tanı subtalar artrografi, subtalar stres grafisi ve stres tomografiyle konur. Günümüzde BT ve MRG en iyi tanı aracıdır, ancak bununla ilgili literatür bilgisi yetersizdir (5, 12, 13, 17, 28).Â
TedaviÂ
Evre 1 ve 2 gibi parsiyel yırtıklarda konservatif tedavi önerilir. Genellikle fonksiyonel tedavi olarak kabul gören bu program; yaralanmadan hemen sonra elevasyon, kompresyon, istirahat ve soğuk uygulamayı, erken hareketi takiben yük verme ile nöromüsküler eğitimi içermektedir. Bu program uygulandığında, hastalar 2-3 hafta süreyle işgücü kaybına uğrar. Evre 3 gibi komplet yırtıklarda ayak bileği lateral ligaman yırtığı da varsa geç kronik lateral instabiliteyi önlemek için erken dönemde hem subtalar eklem bağları hem de ayak bileği lateral bağları (ATFL ve CFL) primer olarak tamir edilmelidir.